11 Kasım 2009 Çarşamba

YENİ SANDALYE VE MASAM...

Yeni taşındığım evin mutfak dolapları ekru ve mavili. Benim mutfak masam siyah ve kumaşı eski dolaplara uygun olarak kahve tonuna uygundu.Eskimişti biraz da.. Ben de ev boyanırken (kapıları mat ekru ile boyattık) kalan mat ekru boya ile sandalyelerimi iki kat boyadım.
Boyamam uzun sürdü elim ağrıdığı için...Balkonda süründüler biraz ama sonunda bitirdim..
Yat verniğini, tinerle incelterek iki kat sürdüm...cilası sağlam olsun istedim. Alttaki renk siyah olduğu için ,çarptıça boya sıyrılıp alttan gözükmesin diye yat verniğini tercih ettim. Yalnız iyi inceltmek gerekiyor zira sarı bir tabaka gibi görünür.
Bu arda Eminönü'ne gittim, uygun kumaş seçtim..epey dolaştım.6.5 liraya çift en kumaş aldım. 5 liraya bir tabaka beyaz sünger aldım.Taşınmadan evvel zımba makinam bozulduğu ve biraz daha işi ilerlettiğim için, 50 liraya yeni bir zımba makinasını , kendi kendime ödül olarak almıştım..he he he..Bu arada kumaşlarını söktüğüm oturma ve dayanma kısımlarını yıkadım. Çünkü üzerine kaplayacağım kumaş açık renkti ve mutfakta bir şey dökülüpte sildiğim zaman alttan sarı sünger yukarıya renk verebilirdi. Küvette matik deterjanla ve birazda çamaşır suyu ile yıkadım. Matik kullandım çünkü sünger çok köpüreceği için durulamam zor olmasın istedim. Yıkadım kuruttum...Üzerinden bir kat süngeri de aldım. Yıkarken biraz esneme yaptı..altta pot yapmasın istedim. Artan bu parçaları da atmadım düzgün olanları kutu kaplarken kullanacağım.
Bu aşamalar bitince yeni aldığım süngeri özellikle beyaz seçtim,altta güzel dursun diye.Kabaca yuvarlak bir şekilde kestim.
Zımba makinemle zımbalayarak bu aşamayı tamamladım. Zımbalarken önce karşılıklı dört yerden birer zımba atıp esnemesini engellemeye çalıştım.Bitince fazlalıklarını kestim.
Sonra altta kalıp zımbalanacak kadar payı da hesaplayarak kumaşımı da kestım. Aynı yöntemle kumaşımı da kapladım .
Fazlalıkları da temizleyip evde ki ince bir kumaşla alt kısmınıda kapladım çirkin durmasın diye.Parçaları eşim de yardım etti yerine vidalayıp monte ettik.
Bu arada eskiyen sandalye ve masanın ayak lastiklerinden de bulup yenilerini taktım. Pırıl pırıl oldular böylece.
İşte böylece sandalye ve masamı tamir edip yeniledim. Aynı kumaştan ekru düz ve üzerine kare kapak yaparak bütünlük sağlamaya çalıştım.
Şimdi çok severek kullanıyorum.Emek harcadım ama bence iyi oldu...Aynı kumaştan bazı aksesuarlar hazırladım onları da yarın yayınlarım. Bu gün yine dişçiye gitmem lazım...

10 Kasım 2009 Salı

ATAM...

Bu gün Atam için ağladım, çok guygulandım ..hem onun için hem de bu vatan uğruna canını veren herkesi andım. Ama sabah gazetede Sütaş'ın bir karikatür köşesi var beni gülümsetti ..paylaşmak istedim...

05 Kasım 2009 Perşembe

AKRABA GÜNÜ...

Akraba günümüzde sıra bendeydi bu sefer. Cuma günü Ece Hanım'ın kursuna da katıldığım için sadece Cumartesi günüm vardı hazırlanmak için...Epeydir mutfakta değişiklikler yaptığım için malzemelerim ortalıktaydı yavaş yavaş çalıştığım için. Dağınıklığımı da toplayıp hazırlık yapmam lazımdı. Önce yapacaklarımı belirledim, evdeki eksikleri kontrol edip alacaklarımın listesini çıkardım, yağmur altında alışverişe gittik,döndüm.Aldıklarımı yerleştirdim. Bir kaç gecedir sandalyelerimi kaplamaya başlamıştım, ufak tefek eksiklerini tamamlayıp malzemelerimi ortadan kaldırdım. Evi toparladım.Sırayla hazırlık yapmaya başladım.Kırmızılı, kalpli bir sofra hazırlamak istedim. Epeydir kırmızılı çanak, çömlek ,bardak ne varsa almaya çalıştım zaten..
Benim yaptıklarım:Otlu kurabiye, pancar salatası, makarna salatası, fasulye kavurması, yeşil salata, elmalı toplar, civciv muhallebi , profiterol, limonata...
Gelenler:peynirli su böreği,patatesli börek,çukulatalı piramit pasta, elmalı kurabiye,sarma, karmaca( pırasalı mısır ekmeği),pasta...
Kırmızı kalpli bardaklarım... Kırmızı servisim...elmalı toplar
Elmalı kurabiyeler...Kırmızı ekoseli kurdele..
Profiterol... Kırmızı puanlı kurdele.. Pancar salatası, sarma, fasulye turşusu kavurması, makarna salatası,piramit pasta...
Otlu kurabiye....
Civciv muhallabiler...
Bunlara bayıldım... Yanlış hatırlamıyorsam Acemi Şef'in bloğunda görmüştüm.Teşekkür ederim.
buradan...Herkes çok beğendi..
Patatesli börek...
Ve.... son olarak Nunu'cuğumun limonata tarifi ile yaptığım elma dilimli ,naneli limonatam. Nunu'ya da teşekkür ederim.. umarım ondan iyi bir not alırım.. ha ha ha ...
Akraba günümüzün maskotu Defne.. bizim en gencimiz...Benim duvar stikırlarımı gerçek sanıp resmin dibinden ayrılmadı..
Kahveler içildi, bir daha ki ay buluşmak üzere misafirlerimi geçirdim...Onlar mutlu ben mutlu...!
Ve... hatıra fotoğrafı olmazsa olmaz...

ANKARA RÜZGARI...

Son iki haftam öyle yoğun geçti ki anlatamam. Doğru dürüst bilgisayar başına bile geçemedim. Ziyaretler, misafir ağırlamalar ,onların hazırlıkları, katılımlar, evdeki eksiklerin yavaş yavaş tamamlanması(elim çok ağrıyor sürekli kullanmamaya çalışıyorum ) onları da yayınlayacağım..... Yaptıklarımı fotoğraflamak,düzenlemek bile zaman işi..bilirsiniz zaten! Uzun zamandır takip ettiğim bir blog vardı : FAVORİTE HOME TO VİSİT. Ankaralı Ece Aymer'in bloğu.Geçen hafta bloğunda İstanbul'da bir günlük bir buluşma günü düzenlediğini belirtti. O kadar yoğun günlerime denk geldi ki gidemeyeceğimi düşünüp çok üzülmüştüm. Evime de çok uzaktı katılım yeri. 29 Ekim görümcemin oğlunun doğum günüydü. Akşamdan onu ziyarete gittik. Orda kaldım. Katılımın yapılacağı yer onun evine çok yakındı. Böylece muradıma erdim. Ece ile tanışmaktan son derece memnun oldum. Hiç hayal kırıklığına uğramadım. Tam beklediğim gibiydi. Samimi ve sıcak...Blogdan takip edenlerle de tanıştık. herkes samimiydi. Güzel bir gün geçirdik.Yoğunluktan anca bugün yazabiliyorum ama yazmak için içim içime sığmadı kaç gündür.

Ece'nin en çok kabarma çalışmaları hoşuma gidiyordu. O yüzden kabartma çalışmasını yakından görmek istedim. Genel istek de bu yönde olunca , orda bir kabartma çalışması yaptı ve kura çekip birine hediye etti. Ben de başka bir resmi aynı teknikle çalıştım. Gerçekten çok güzel bir çalışma...
Bu teknik iki farklı hamurla çalışılıyor. Biri işleminiz bitince fırınlanıyor. Diğeri ki : bana bu daha pratik geldi, fırınlanmayan çeşidi. Kabaca ,hamurunuzu yapacağınız dekopaj kağıdının rengine uygun olarak renklendirip ,yoğurup, açıyorsunuz.Kestiğiniz dekopaj parçalarını, dekopaj tutkalı ile hamurun üzerine yapıştırıp, kretuvar ile kesip çıkarıyorsunuz.Perspektif olarak üst üste uygun şekilde yerleştirip, boyutlu bir görünüm elde ediyorsunuz. Tabi biraz tecrübe, perspektif bilgisi gerektiriyor...Ama en acemice çalışma bile çok güzel oluyor.
Bu da benim çalışmam mutfağıma yaptım...
Sevgili Ece geldiğin için ,bizlerle olduğun için teşekkürler. Seni ve blogtan takip ettiğim kişileri tanıma fırsatı buldum...

Ece'nin Ankara'dan getirdiği dekopaj kağıtlarını da fotokopileme fırsatı yakaladık..hepsi çok güzeller...bakalım neler çokacak bunlardan...

04 Kasım 2009 Çarşamba

KOCAMAN YÜREKLİ KADIN: SİNEM....

Anne olmak kutsal bir şey bence....Doğurmak..bizleri anne yapıyor ama iş aslında doğurmakta değil....gerçekten anne olabilmekte. Ben bu gün çok özel bir kız ve anneden bahsetmek istedim. Hani bana çocuklarımla bereber olan resmimizi kolye yaptıran Sinem ve kızı Ecesu...Geçen hafta doğum günü vardı.. çok güzel bir gündü...Sizlerle paylaşmak istedim.Sinem'in kızına pervane oluşuna, adeta etrafında uçuşuna,ona bakışına,ona olan sevdasına, yarattığı enerjiye, dik duruşuna hayran kaldım...gıpta ettim... Ben olsaydım ?... Ben olsaydım bu kadarını yapabilirmiydim diye düşündüm....Beni düşündürdün Sinem...Teşekkür ederim canım..İnsanlığımızı hatırlattığın, yüreğimi titrettiğin için sana teşekkür ederim...İyi ki seninle yolumuz çakıştı şu hayatta...İyi ki kadınım dedim ,iyi ki anneyiz dedim...iyi ki ''senin gibi'' bir anne ile tanıştım. Seni seviyorum canım...Herşey gönlünce olsun inşalllah !

Sinem Ecesu'ya nefis bir masa hazırlamış...özenmiş...özenmiş... neler neler yapmış.Şahaneydi...

İnsanın beni evlatlık alırmısın Sinem diyesi geliyor...Öyle kocaman yürekli bir kadın o...Sevgilerimle...

23 Ekim 2009 Cuma

İÇİMİ DÖKMEK İSTİYORUM...

Evi taşıdım okuyanlar bilir...bir ay oldu.Hergün bu manzaraya bakıyorum ve şükrediyorum.Yeşile,doğaya,denize, temiz havaya,sessizliğe,huzura...herşeye.İnsanız herkesin evinde bir tencere kaynıyor, iyi günlerimiz oluyor,kavgalar,barışmalar,çoluk çocuk derdi falan say say bitmez...çayımı ya da kahvemi alıp camdan dalıp gidiyorum...Arka fona Kilyos'a doğru Demirciköy'e biraz ardında ki Karadenize....unutuveriyorum ,dalıyorum.. Bazen babama ağlıyorum..

Kendimi ağlarken buluyorum...Yine boğazım düğümlendi..nasıl alışılır. Bir insanın yokluğuna nasıl alışılır...Sonra çocuklar geliyor aklıma...eşim ...kardeşim..ablam ..yok yok berbat birşey..yüzümü gözümü siliyorum..Kızıyorum kendime niye böyle şeyler düşünüyorum diye ama bazen sevdiklerimizin yokluğunu düşünmek onların varlığına şükretmek için etkili bir şey...Yine dalıyorum...memleketim de olan bitenleri anlamaya çalışıyorum. Yaaa artık yeter yaaa.. Hepimiz ot gibi bakıp duruyoruz. Kızıyoruz, söyleniyoruz.. televizyonu kapatıp ertesi gün kaldığımız yerden devam ediyoruz... En pahalı benzini kullanmaya, açılım hikayesini dinlemeye,askerlerimizin bile karşılanmadığı gibi dağdan inenlerin şakşaklanmasına, polisin devlet görevlilerinin işin içinde olduğu olayları izlemeye, satıla satıla artık hiçbirşeyin bizim olmadığı memletimin gidişatına, gittikçe çoğalan cinayet haberlerini seyretmeye...devam ediyoruz.Yuuuh bize...İlkokul öğretmenimi bu sene babamdan sonra kaybettim. Rahmet olsun çok idealist bir öğretmendi.Onun bana hakkını helal etmesi için, babamın kızı olduğum için, kendime saygımı kaybetmemek için, imam olduğu halde ilk alfabeyi ilk öğrenen ve öğreten dedemin kemiklerinin sızlamaması için,Atatürk ve beraber savaşıp canını veren tüm şehitlerimiz için, iki çocuk sahibi eğitimli bir Türk kadını olduğum için, ülkemi çok sevdiğim için içimi döküyorum. Bizi yöneten gelmiş geçmiş herkese sesleniyorum bu ülkenin zararına bir şey yapan herkese hakkımı helal etmiyorum.. vicdanları ile muhasebe yapsınlar şimdi. Kul hakkı ödenmez bilirsiniz.. Gelsinler şimdi benden helallik alsınlar bakalım..Hangi birimizden alabileceklerse..Utanıyorum, yüreğimin bir köşesin de her karışını yabancılardan almak için canını veren şehitlerimizin ,şimdi ki halimizi görmemiş olmalarından teselli buluyorum... Bu nemiydi? Hiç sadece bir iç döküş...Kadın olarak ,anne olarak bir serzenişti...Bu manzaraya bakarken bunları düşünüyorum işte bu kadar güzel bir ülkenin bu halde olmasına içim yanıyor..Hepimiz ben ne yapabilirim dememeliyiz sorumluluğumuzu bilmeliyiz.Çocuklarım benimle kafa buluyor (onların tabiri ile)... Anne Don Kişot gibisin sen mi düzelteceksin memleketi, Dünya'yı ...bazen öyle komik şeyler yaşıyoruz ki onlarla gülüyoruz günlerce benim taklidimi yapıyorlar. İnsanın yaşı ilerledikçe dayanamaz oluyor..Yerlere çöp atana, tükürene söyleniyorum. Komşusuna selam vermemek için başını çevirenlere deliriyorum, dinlemesini bilmeyenlere takıyorum, gülümsemekten aciz olanları anlamakta zorlanıyorum. Ama biraz çaba yaaa... biraz çaba...sen yapma, o yapmasın kim yapacak bunları....sevgi dolu olmanın nesi kötü ki... Hadi bu gün günaydın demediğiniz komşunuza günaydın deyin, otobüste ki birine yer verin gülümseyerek, şöföre iyi günler deyin inerken, çöpünüzü yere atmayın çantanıza koyun işe ,eve varınca çöpe atın ne olur, temiz giyinin ter kokmayın başkalarına saygılı olun, ön yargılı davranmayın ,kendinizi karşınızdakinin yerine koymayı deneyin, sevdiklerinizi arayın ,sorun,sesini duyun,hatır sorun,küçük sürprizler yapın onlara,sevin yaaaa... bu kadar basit ! Bence bunları kaybettiğimiz için bu hallare geldik. Dellendim gene... Aslında bir hobi bloğuydu bu. Sadece el becerilerimi nacizane paylaşmaya çalıştığım bir sayfa o kadar...Böyle şeyler yazmak istemiyordum ... başka bir blog mu açsam ne... iki günde kapatırlar sayfamı heralde ha ha ha .. aha aha ha ha ...Böyle dellendim mi hemen kendimi dışarı atarım genellikle... Deniz kenarında balıkçılar ağ atıyorlardı çekmiştim iki gün evvel...


Görenler bilir.. ağ atarken motor büyük bir daire çizer ...bayılırım onu seyretmeye...sonra martılar üzerinde uçuşur..yakalananlardan onlara da rızık çıkar çünkü...Bugün eşim işe gitmedi beraber dolaştık balık yedik, kahve içtik....felekten bir gün hesabı yani..Şükrettim... beraber olduğumuz güne, yediğim lokmaya, orda ayak üstü tanışıp bir iki kelime ettiğimiz hanımlarla yolumun kesişmesine, Güneş'e , yolda gelirken arayan oğlumun sesini duyduğuma ...şükrettim...sizinde sefanız bol olsun..sizi seviyorum . Ne yapayım ben böyleyim...

20 Ekim 2009 Salı

FİMODAN GÜL VE YAPRAK....

Birkaç gün evvel fimodan gül yapımını anlatmış ,yaprak yapmayı da anlatacağıma söz vermiştim. İşte yaprak yapımının aşamaları: Eşit ölçüdeki yeşil ve siyah hamur parçalarını yumuşatıp yoğururuz.

Ayrı ayrı açıp iki kare parça elde ederiz.




Kare parçaları yine küçük karelere böleriz.

Siyah ve yeşil küçük kare parçaları üst üste koyarız.

Yan çevirip yukarıdan aşağıya ikiye böleriz.

Araya siyah parça koyar orta damarı oluştururuz.

Elimizle hafifçe yaprak formu veririz.

Yaprağın etrafını yeşil parça ile sararak, tam bir yaprak şekli oluştururuz.

Elde ettiğimiz ruloyu birkaç parçaya böleriz.

Her bir parçayı, daha önce çiçek üzerinde kesik oluşturduğumuz bölüme, yerleştiririz.

Biraz daha elimizle şekil verir son halini belirleriz. Daha sonra ince ince keserek istediğimiz yerde kullanırız.

Cam objelerimizi, çatal kaşık saplarımızı,ahşap kutuları, çerçeve kenarları,ayna kenarı...isteğimiz yerde kullanabiliriz. Fırında 130 derecede 30 dakika pişirmeyi unutmayın.

16 Ekim 2009 Cuma

FİMODAN GÜL YAPIMI

Fimo ile çalıştınız mı hiç? İnanılmaz zevkli....stresinizi atmak için de iyi bir yöntem.Küçükken çocuklarımla oyun hamurları ile çok oynadığımız için, fimo çalışmayı hiç yadırgamadım. Eğlenceli aynı zamanda...hayalerinizi gerçekleştirmek için bir araç. Bir kaç tekniği de öğrenirseniz yarattıkça yaratırsınız.Çocuklar okullarda bu tarz çalışmalar da yapıyorlar.Belirli bir figür için hazırlanmış özel paketler var. Ziyan olmadan sadece o figürü yapabilecek kadar malzemeyi aynı pakete koyuyorlar ve şahane şeyler çıkıyor ortaya...
Yukarıda ki kutunun üzeri de fimo hamurundan yapıldı.Degrade denilen bir teknikle beyaz ve mavi hamurlar belirli oranlarda karıştırılarak ,değişik tonlarda hamurlar elde ediliyor.Hamurlar açılarak ince bir hamur haline getirilir üst üste konup yuvarlanır, yılan gibi bir silindir şeklinde bir şekil elde edilir.Dikine kretuvarla ince ince dilimler kesilir. Gül gibi bir şekil elde edilir.Aşağıda yapım aşamalarını fotoğrafladım.Sanırım anlaşılnasında çok yardımcı olacak...Fimolarınızı 130 derecede 30 dakika pişirin, fimo için özel cilası var onla cilalayın güle güle kullanın....

Başka bir gün yaprak yapımını da anlatırım çiçeğin yanına yapraklar da konunca daha güzel oluyor..şimdilik bu kadar...

13 Ekim 2009 Salı

KAĞIT MOZAİKTEN VAZO...


Seçtiğim objemi hafif zımparalayıp nemli bezle tozunu alıp temizledim. Beyaza boyadım,zımparaladım ,tozunu alıp tekrar boyadım.Düzgün olmasını istediğim için tekrar zımparalayıp son bir kat beyaza boyadım. Kuruduktan sonra Folk Art parlak vernik sıktım, iki kat vernik atıp kurumasını bekledim.
Osmanlı desenlerinden birini seçerek fotokopi ile çoğalttım.Özenerek her bir deseni kenarlarından kestim. Deseni nasıl uygulayacağımı bir kaç kez prova ettikten sonra karar verdim. Taşmasına izin vermeyecek şekilde, kağıtlarımın altına yapıştırıcı sürerek, desenlerimi yapıştırmaya başladım. Bu işlem de bittikten sonra bir kat daha vernik sıktım ki kağıtlar zemine iyice tutunsun boya gibi görünsün.

Daha sonra lacivert ve siyah, ahşap boyamada kullandığımız kontürlerle, en ince uç kullanarak desenlerimin kenarlarından kontürle geçtim.Çiçeklerin kenarlarında siyah, lacivert şeritlerin etrafında da lacivert kontür kullandım.Orjinal deseninde de bu şekildeydi.

Vazomun şekli her alanda aynı olmadığı için desenimi yerleştirirken, geniş ve dar olan yerlerde bunu göz önünde bulundurarak yerleştirmeler yaptım. Düz bir alanda çalışmak muhakkak ki daha kolay.Değişik ebatlara sahip objelerde önceden kafanızda tasarlamalar yaparak yola çıkın.İşiniz kolaylaşır böylece.
İşte böylece desen çizip boyama yapamam diyen varsa bu teknikle mozaik görünümlü eşyalara sahip olabilirler. Sevgilerimle...

10 Ekim 2009 Cumartesi

KADEH SEVER MİSİNİZ ?

Geçen gün bir arkadaşıma uğradım.. büfesinde benim yaptığım kadehler gözüme çarptı..epey olmuş yapalı...Fotoğrafladım hemen. Aslında bunlar oniki taneydi bir de şişesi vardı..6 tanesini ona hediye etmişim, 6 tanesi ve şişesinide yeni evlenen birine vermiştim. Belki bir gün ona gidersem şişesiyle onlarında fotoğrafını çekerim.

Bordo boyanın içine cam kristalleştirme kattım. Kalın banttı üstten dikkatlice yapıştırdım.
Ponpon fırça ile darbeler yaparak, eşit şekilde bantladığım kadehleri banta kadar boyadım.Biraz bekleyip hafif boyanın kendisini çekmesini bekledim. Çok beklerseniz kurur ve bantı çekerken boyayıda kaldırırsınız.Bantları dikkatli bir şekilde söküp iyice kuruyana kadar bekledim.

Alt kısımlarını altın tozuna, gomalak cila katıp yine ponpon fırça ile hızlıca boyadım. Çünkü yapılan karışım çabuk donup,topaklanır.Altın tozuna gomalağı az az katarak sıvı haldeyken işlemi tamamlamak gerekiyor. Çok pratik ve hızlı donup çabuk kuruduğu için bu işi çok severim. Varak yerine kullanılabilecek bir yöntem.Bu işlem de kuruyuncaya kadar bekledim...

En son bordo boyanın bittiği hat üzerine, altın yaldız kontür boya ile yapraklar ve çiçekler yaparak şıklık katmaya çalıştım. Doğaçlama çalıştım. Aynı şeyi kadeh sapında bordo boyanın başladığı yere de uyguladım.Ben bantlayarak çalıştığım ve elim alışık olduğu için düzgün yapmıştım. Ama boyarken hatalar yapmışsanız,düzgün hat çekememişseniz bu tarz süslemeler sizi kurtaracaktır. Ayrıca hoş bir görünüm sağlar...

Bunları boyasından dolayı elde yıkamak gerekiyor...siz kalıcı olmasını isterseniz daha önce anlattığım gibi Enamels boyalarla boyuyarak, 21 gün bekletip, fırında 130 derecede 30 dakika pişirirseniz bulaşık makinesinde bile yıkayabilirsiniz yaptıklarınızı .. hadi kolay gelsin...